Search on this blog

Search on this blog

Yaklaşık bir yıldır düğün süreci içerisinde yer alan bir psikolog olarak, bu dönemde pek çok durumu gözlemleme fırsatım oldu. Tabii bu süreçte yakama bir de “gelin” sıfatı iliştirildi. Yeni bir ilişkiyi deneyimlemek, duygu ve istekleri açığa çıkarmak, ilişkiyi karşılıklı yönetmeye çalışıp bunu resmiyete taşımak; farklı aile dinamikleriyle uyumlanmak, gün yüzüne çıkan travmalarla yüzleşmek ve maddi-manevi yükümlülüklerin altına girmek gibi pek çok alt başlık açıp içini doldurabiliriz.

ChatGPT Image 18 May 2026 20_33_07

Herkes bu konular üzerine kendi deneyimlerini paylaşıyor veya fikir yürütüyor; ancak kimse düğün sürecinde yaşanan o ayrılık anksiyetesinden ve yas duygusundan pek bahsetmiyor. Oysa bu konu, en az gelin bohçası kadar gerçek; ama bir o kadar da sandığın en altına itilmiş durumda. Düğün, toplumsal hafızada sadece zirvede yaşanan bir “mutluluk” olarak kodlandığı için, bu süreçte hissedilen o ince sızıya yer açmak kimsenin aklına gelmiyor. Oysa düğün günü; herkesin çocukluğundan beri rüyalarını süsleyen, o “en güzel gün” illüzyonunun ardında çok daha karmaşık duygular barındırıyor.

Düğün salonunu en son terk eden o sessiz ve görünmeyen misafire; yani gelin ve damadın yasına gelelim... Her iki taraf da kendi kök ailesinden ayrılıp, yeni bir toprakta filizlenmek üzere yola çıkar. Kadın cephesinde bu süreç, sistemsel bir sancıyı da beraberinde getirir: Kızlık soyadı ve kütük bilgileri, sanki o ana dek bir yabancıya aitmişçesine bir gecede
değişiverir. Kadın, yeni bir birlikteliğin inşası adına o güne dek ilmek ilmek oluşturduğu benliğinden resmi bir feragatle vazgeçer; bu yeni kimliğe ait olma çabasıyla baş başa kalır.

Erkek cephesinde ise yas daha sessiz, daha örtük ilerler. Onun yası, çocuk kaldığı o güvenli limandan, yani “evin oğlu” olma konforundan kopuşun yasıdır. Toplumun ona yüklediği, koruyup kollayan yetişkin erkek imajı, kendi duygusal kırılganlıklarına veda etmesini zorunlu kılar. Bir tarafın soyadı değişirken, diğer tarafın omuzlarındaki görünmez yükün tanımı değişir; o artık sadece bir evlat değil, sığınılacak bir kale olmak zorundadır. İşte bu geçişin oluşturduğu o kaçınılmaz ayrılık sancısı, genellikle “erkek adamın sorumluluğu” parantezine alınarak sessizce geçiştirilir.

Bir uzman olarak bu durumu, bireyin kendisine yabancılaşması süreci olarak ele alıyor ve oldukça önemsiyorum. Çünkü bu yaşadığımız, yaşam boyu gelişim sürecimizin o kaçınılmaz duraklarından biri. Hatırlayın; ergenlik dönemimiz de başlı başına bir yastı; biz o zamanlar bilmeden, biten çocukluğumuzun yasını tuttuk. Evlilikte de durum  farklı değil; orada da tek başına sürdürülen o “eski” yaşamın yasını tutuyoruz.

Haluk Bilginer bir konuşmasında, babasının yasının onu hiç ummadığı bir zamanda; vefatından üç ay sonra Londra’daki mutfağında domates doğrarken yakaladığını anlatmıştı. Yas böyledir; bazen ana depremden çok sonra gelen bir artçıl deprem gibi sarsar insanı. Düğün telaşının o gürültülü hengamesinde duyulmayan o ince sızı, hayat normale döndüğünde, sessiz bir mutfakta aniden kapınızı çalabilir. Beni de mutfakta yakaladı bu duygu. Bulaşık makinesinden çıkan bardağın kireç lekesine takılmışken hem de... 6 yıldır bambaşka bir bağ kurduğum home-ofisimden, yaşam alanımı ayırmamın sızısıydı, geride bıraktığım düzenin, taşınan ruhumun yorgunluğuydu..

Bizim bu süreci her şeye rağmen iyi yönetmemizi sağlayan şey; ikimizin de ailelerimizden sağlıklı bir biçimde ayrışmış bireyler olmamızdı. En büyük önceliğimiz birbirimizi anlamak, birbirimize karşı anlayışlı kalabilmek ve her daim açık iletişim yolunu kullanmaktı. Tüm bunların yanında, bireysel terapi süreçlerinden geçiyor olmak ve bu kritik dönemi profesyonel danışmanlık destekleriyle yönetmek, zeminimizi sağlamlaştırdı.

Bu yabancılaşmayı kırmanın ve yeni kurulan bağı şifalandırmanın yolu, maskeleri indirip o tutulamayan yasa eşlik etmektir. Eğer bu artçıl sarsıntılara yer açılmazsa; vedalaşılmamış bir geçmiş, sağlıklı bir geleceğe her zaman gölge düşürür. Unutulmamalıdır ki; gerçek bir ‘merhaba’, ancak dürüst bir ‘elveda’nın omuzlarında yükselir.