Son aylarda kafamı ve alanımı meşgul eden, olumlu anlamda dert edindiğim bir konu “kimliklerin ötesindeki ben”. Bilinç ve benlik konularında derinleştiğimiz bir çalışma grubum var. Bu kıymetli grubun da etkisiyle kendimi çok lezzetli bir yerde buldum. Bu epey uzun bir konu ama şimdi buraya bilincin, bilimsel anlamda uzlaşılmış bir tanımı olmadığını bırakmak isterim. Bilinç sözcüğünü günlük yaşamda pek çok farklı anlamda kullanıyoruz ve çoğunlukla onu insanın karmaşık bilişsel süreçleriyle bağlantılandırıyoruz. Bununla birlikte bilince çok daha temel bir yerden yaklaşmak bugün bilim insanlarının üzerine çokça çalışıp araştırma ve tartışma yürüttüğü bir alan. Benim de hem bu veri ve tartışmalar, hem de spiritüel bilginin bendeki yansımaları bağlamında onu yaşamın temel yapı taşı, var olan her şeyin özü ve ortak özelliği olarak gördüğüm bir pozisyonum var. Bilinci “bir varlığın kendi olma deneyimi” olarak tanımlamayı tercih ediyorum. Yani bir kuşun o kuş olma, bir yarasanın o yarasa olma, bir böceğin o böcek olma deneyimi. Burada tartışmalar, panpsişizmin* bilimsel temelli yeni versiyonlarının oluşmasına doğru ilerliyor ancak ben bu yazıda yönümü başka bir yere, insan deneyimine özel alanlara doğru çevirmek isiyorum: benlik ve kimlik.
Çocukken birçoğumuz tuhaf varoluşsal sorularımızla büyükleri şaşırtırız. Ben de kendimi sık sık şu soruyu sorarken bulurdum: Ben ben olmasaydım kim olurdum? Bir bakıma çocukluğumdan beri kalbimde yeri olan bu soru bugün “kimliklerin ötesindeki ben kimim?”e evrildi diyebilirim. Bu, üzerine çalışırken kısıtlama ve yanılgıyı doğal olarak ihtiva eden bir alan. Sonuçta ben benim ve bütün bu soruları soranın da, gözlemleyenin de “ben”den (özümün ve kimliklerimin sentezinden oluşan ben) tamamıyla özgür olması mümkün değil. Dolayısıyla bu gibi konular, tefekkürü bu kısıtlamaları hatırlayarak gerçekleştirmemiz gereken yerler. Aslında bu hatırlayış her konuda işimize yarayan bir perspektif, zira hayatta karşılaştığımız her şeyin içinde biyolojik bir gerçek olarak kendi kısıtlı algımızla var olduğumuzu hatırlamak fanatizmi, ego şişkinleşmesini, kibri de engelliyor. Dolayısıyla kimliklerin ötesindeki kendimi araştırmak son derece örtük ve ince (süptil) bir şeyi araştırmak demek. Çünkü kimliklerin ötesindeki kendimi tanımak isteyen ben de bir kimliğe sahip ve onu tanımak için o istekten de soyunmam gerekiyor. İstekten soyunarak eylemi giderek daha nötr bir yerden gerçekleştirmek ve bunu tamamıyla nötr bir yerin olamayacağını da bilerek yapmak. Kulağa karmaşık geldiğini biliyorum, aslında içinde olmayı araştırmak da karmaşık olabiliyor ama biraz olsun içinde olduğum anların tamamıyla basit, sade, gösterişsiz ve aynı zamanda çok geniş deneyimler olduğunu söyleyebilirim.
Şimdi sizin için süreci biraz daha basitleştirmek ve görünür kılmak istiyorum. Kimliği basitçe bağlamsal olarak tanımlayabiliriz. Yani girdiğimiz ortamlar ve yaşamdaki rollerimizle ilgili sahiplendiğimiz özellik grupları diyelim. Örneğin anne, evlat, eş, terapist, çiftçi, aktivist, dindar, eşcinsel, heteroseksüel, kadın, erkek, cinsiyetsiz, hayvansever, veya aklınıza gelen her türlü kimliği buraya koyabilirsiniz. Bunların her biri inanç, davranış, duygu paketlerinden oluşur. Bu sahiplendiğimiz ve ittiğimiz kimlikler bizi belli şekillerde hareket etmeye yöneltir. Bunlar bir noktadan sonra sorgulamadığımız, paketin içinde olan ve otomatik olarak gerçekleştirdiğimiz davranışlara da sebep olabiliyor. Son zamanların popüler konusu otantik benliğin keşfi de yaşamımızdaki unsurların ne kadarının bize ait olduğunu saptamakla ilgilidir.
Psikoterapinin ve içsel yolculuğun omurgası olan otantik benliğin araştırılması için farkındalığın genişletilmesi gerekir. Seçimlerimizin ve onların sebeplerinin farkında olmak bizi otomatik seçimlerden özgürleştirir. Seçimlerimizin bedenlerimizde nasıl hissettirdiğinin farkında olmak bize muazzam bir güç ve özgürlük sağlar. Bize neyin uygun olup neyin olmadığını içeriden her an bildiğimizi fark etmeye başlarız. Böylece dışsal desteğe olan ihtiyaç azalır. İnsanın her zaman bağ kurmaya ihtiyacı vardır ancak burada ilişkilere muhtaçlık veya çaresizlikle gitmeyiz. Bu da ilişkilerimizdeki yükü otomatikman azaltır, bazen de ortadan kaldırır.
Kimliklerimizin ötesindeki kendimizi tanımak için önce kimliklerimizi görmeliyiz. Ardından burada bir temizlik yapmamız gerekir çünkü bu gözlemleri yapmaya başladığımızda buraların, neyin kime ait olduğunu anlayamadığımız karmakarışık alanlar olduğunu görürüz. Daha ince konuları görebilmek için önce ortalıktaki kaba elementleri işlememiz gerekir. Bize ait olanları ve olmayanları saptarız. Ardından kendimize ait olduğundan emin olduğumuz kimliklerimizle, yani otantik benliğimizle (ki bu, kimlikler arasında özgürce geçiş yapabilen, yeni kimlikler yaratabilen ve kendisini tutmayan, sıkıştırmayan, bir kalıba sokmayan bir ben’dir) var olmayı deneyimlemek kıymetlidir. Bunun şahitli olarak gerçekleştirilmesi gerekir, yani sadece kendi kendimizeyken yapacağımız bir şey değildir. Ötekilerin yanında kendi olmayı sürdürmek, bugün birçok kişi için öğrenilmesi gereken bir şeydir. Kimliklerin ötesindeki kendimizi araştırmak otantik benliği araştırmakla başlıyor ama onun da ötesinde, daha süptil bir yer. Bize ait olmayanları, tercih etmediklerimizi, bedenimizin onaylamadıklarını ayıklayarak tamamen otantik benlikte yaşamayı deneyimleyebiliriz ama o benlik dahi her an kimlikler arası yolculuklar yapacak ve yeni kimlikler yaratacaktır. Otantik benliğimizle var olmayı bir süre pratik ettikten sonra yeniden bir kimlik çalışması yapabiliriz.
Otantik benliğimizde; bedenimizde hafif hissettiren, özgür olduğumuz bu alanda dahi kimliklerin kısıtlamalarını görmeye izin vermek bir sonraki aşamadır. Kısıtlamalar sadece reddettiğimiz ve olumsuz yargıladığımız alanlardan değil, olumlu yargılarımızdan ve apolet gibi gururla taşıdığımız etiketlerden de gelir. Çalışmanın ikirciklendiği yerlerden biri de bence bu olumlu yargıladığımız özelliklerden özgürleşmeyi çalışma aşamasıdır. Etik değerlerimizden dahi soyunmaya cesaret etmek gerçekten ilginç bir deneyim oluyor. Özellikle de şahitli alanlarda vermeye alışkın olduğumuz tepkilerden, yaptığımızda kendimizle gurur duyduklarımızdan soyunmak bence mutlaka deneyimlenmesi gereken bir şey. İnsan paradoksal bir varlık, etik değerlerinden soyununca ahlaksız kalmıyor. Aksine, daha geniş ve kapsayıcı bir ahlakı, tevazuyu ve gücü aynı anda bedenleyebiliyor çünkü bırakmak bizi genişletiyor. Özümüzde olduğumuz sonsuz varlığa biraz daha hizalıyor.
Ben bunu yıllar içinde aşamalarla çalıştım. Kimliklerin ötesindeki kendimi görmek için ise öncelikle buna niyet ettim ve evrene bu soruyu sordum. Bu sorunun kendisi olmanın ne demek olduğunu bedenimde araştırdım. Bu, bu sorunun frekansını bedenlemek ve çocuksu heyecanı barındıran bir merakla burada mevcut olmayı içeriyor. Ardından niyetlerime kimliklerimden gelen davranışlarımın, ben onları gerçekleştirmeden görünür olmasını, onları fark etmeyi ekledim. Bu gibi niyetler için her zaman Reiki’den destek alır ve yüksek benliğimden yardım isterim. “Kimliğimden gelen bir davranışa yöneldiğimde beni uyandır, bana bunu fark ettir, fark ettiğimi anlamamı sağla.” gibi niyetlerle yüksek benliğimle çalışırım. Ardından girdiğim ortamlarda terapist, doğada yaşayan, travma bilgili gibi kimliklerden aldığım etkileri ve bende yarattıklarını görmeye başladım. Bu oldukça ilginç bir aşama oluyor. Bazı etiketleri kendimizle o denli eşleştiriyoruz ki onun kimliksel bir unsur olduğuna ihtimal dahi vermiyoruz. Önceleri bunları gerçekleştirdikten sonra fark ediyordum, ardından eşzamanlı olarak fark etmeye, son olarak da daha gerçekleşmeden fark etmeye başladım. Son aşamada bu davranışları gerçekleştirmemeyi seçtim. Bu pratik bazen rahatsızlık duyumsamaları getirdi, bazen yoğun duygu paketleri, bazen de derin bir sükunet ve genişleme. Hangi kimliğimi göstermediğimde rahatsız hissettiğimi gözlemlememe vesile oldu. Çalışmamın çoğunluğunu henüz bu alanlar oluşturuyor diyebilirim. Kimliksizliği ve saf benliği, özden geleni deneyimlediğimi duyumsadığım anlarda ise çocuksu neşeyi ve geçiciliği buldum. Her an yeni bir ben olmayı bedenimde duyumsadığım deneyimlerle buluştum. Burada henüz emekliyorum diyebilirim. Yol ise bir harika, heyecan dolu. Neye evrileceğini derinden merak ediyorum.
Sonuç olarak süreğen bir kimliksizliği deneyimleyemeyiz gibi görünüyor. Bu işlevsiz de olur, hayat çok zorlaşır ancak bu kimliksiz anlardan yaratmak, yanında kimliksiz olabileceğimiz kişilerin, alanların olması da bir o kadar kıymetli gibi görünüyor. Kimliksiz anlarda özde olduğumuz hafif, geniş, yargısız, her şeyi kapsayan, her şeyle ve herkesle bir ve aynı anda biricik bir bilinç parçası olmayı deneyimliyoruz. Acaba bu kimliksizlik deneyimini ne kadar uzatabiliriz? Ya da bu deneyim sadece bir anda kalmaya mı mahkum mesela? Sanırım bu, evrene ara ara soracağım bir soru olacak zira o merak ettiklerimize dair verileri her zaman cömertçe sunuyor; biz ne kadarına hazırsak o kadarı da bize hazır oluyor.
Sat nam.
(Ben gerçeğim/Gerçeğin bir tezahürüyüm/Gerçeğin önünde saygıyla eğiliyorum)